Yollar

8/9/2006 - "Kıraat"

Dr. Mustafa KILIÇ'ın web sitesinde "Babamın Okuduğu Şiirler" bölümünde buldum "Unutma" şiirini. Kendisine sordum, sağolsun cevap verdi. Yine de, o da araştırmış olmasına rağmen bulamamış. Babasından öğrendiğine göre, "Kıraat" diye bir kitaptan okurlarmış bu şiiri; fakat "kıraat" okuma kitabı manasına da geldiğinden bulmak da pek kolay olmasa gerek...

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

20/8/2006 - Bir adım...

TBMM tutanaklarında 21. dönem, 4. yasama yılı, 119. birleşim (27.06.2002)'de bu şiire ait bir kayıt var. Milletvekili Necati Çetinkaya, Hamdullah Suphi Bey'in Kurtuluş Savaşı sırasında, Yunan ordusu Polatlı civarına geldiğinde, meclise okuduğunu anlatıyor... ama o mu yazmış acaba?...
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

20/8/2006 - Ne kadar zormuş bu şiiri bulmak?...

Babamdan dinledim:

1950'li senelerde, ilkokulda, babasından öğrendiği bu şiiri bir bayram töreninde okumak istemiş. Hocası ise bu şiir yasak diye izin vermemiş... Ben de merakla internet'te bulmak için araştırdım. Gerçekten ne kadar zormuş bulmak bu şiiri... Şimdiyse şairini merak ediyorum...

UNUTMA

Bir avuçtan fazla insan değildik
Bize dünya düşman oldu yenildik
Bilirlerdi şan vermişti eski Türk
Sandılar ki can vermiştir eski Türk
Topumuzu, süngümüzü aldılar
Ülkemize Yunanlıyı saldılar
Kahpe Yunan sürü sürü askerle
Arkamızdan vurdu bizi hançerle
Anadolu baştan başa hep yandı
Bayrağımız siyah kana boyandı
Minareler duyguları var gibi
Bizi kurtar bizi kurtar Ya Rabbi
Diyip yana şehirlere kapandı
O yıkılan baştan başa vatandı
Her yer siyah hatta siyahtı güneş
İçin için alevlendi bir ateş
Bir yanardağ gibi bir gün ufuktan
Alevlendi en nihayet bir isyan
Artık yeter diye bir ses inledi
Dağlar, taşlar bu sedayı dinledi
Bu sesle can verdi toprağa, taşa
Şanlı Gazi Mustafa Kemal Paşa
Top yoktu, tüfek yoktu, süngü yoktu
Bu yoklukta Türk yarattı bir ordu
Bir gün Gazi söz verdi ki divanda
Yunanlıyı boğacağız vatanda
O söz bütün gönülleri dolaştı
Erkek, kadın, çocuk hep Türk savaştı
Göğüslerle çelikleri yıktı Türk
Töresinde yine sağlam çıktı Türk
Ey Türk oğlu!
İçindeki duyguları uyutma
Bu kurtuluş kavgasını unutma

Yorum (15) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

10/8/2005 - Gazel - Fuzuli

Bende mecnundan füzun aşıklık istidadı var
Aşık-ı sadık menem mecnunun ancak adı var


Kıl tefahür kim senin hem var ben tek aşıkın
Leylanın mecnunu şirinin eğer ferhadı var


Ehl-i temkinem beni benzetme ey gül bülbüle
Derde sabrı yok anın her lahza bin feryadı var


Öyle bed-halem ki ahvalim görende şad olur
Her kimin kim dehr cevrinden dil-i naşadı var


Gezme ey gönlüm kuşu gafil feza-yı aşkta
Kim bu sahranın güzer-gahında çok sayyadı var
 

Ey fuzuli aşk men'in kılma nasihten kabul
Akl tedbiridir ol sanma ki bir bünyadı var

Bağlantı

27/7/2005 - Usta - Çırak İlişkisi

Daha önceden farketmemiştim... Yine de, her zaman içimde eksikliğini duyduğum birşey vardı... İş hayatımda, toplumsa hayatta, her yerde hissediyordum.

 

Usta - Çırak ilişkisi, hayatımızın her noktasında yaptığımız hataları en aza indirmeye odaklı bir kurum. Eksikliği ise, hayatımızın her kısmında kişisel veya toplumsal olarak da gelişmemiz açısından sorun yaratıyor. Bu ilişki daha ailede baba-oğul, anne-kız arasında başlayan ve bu şekilde toplumdaki pozisyonumuzu belirleyen bir araç. Bu aynı zamanda insanın kendine olan güvenini de geliştiriyor. Ben neyim? Neredeyim? gibi soruların daha sağlam ayaklar üzerinde durmasını sağlıyor. Hani şu Batılı'ların coaching diye tabir ettikleri faaliyetin genel hali belki de...

 

Mühendislik hayatımda, eksikliğinin ne kadar büyük problemlere yol açtığını çalıştığım yerde açıkça görüyorum. "Amerika'yı yeniden keşfetmek" deyiminin anlamını işe her yeni giren yeni mezun mühendis tekrar öğrenmek durumunda kalıyor. Bu durum her yerde böyle mi pek bilemiyorum; ama tanıdığım bazı insanlardan da ipuçları yakalıyorum.

 

Örneğin, İzcilik hayatımda lider-izci ilişkisi, izcinin topluluk içindeki ve bireysel gelişmini; ailede ebeveyn-evlat ilişkisi, manevi ve yine bireysel gelişmini ve öğretmen/öğrenci, usta/çırak ilişkisi ise okul ve iş hayatında insanın mesleki yaklaşımını/anlayışını şekillendiriyor.

 

Eskiden bu duruma çare olan çeşitli kurumlar varmış. İş hayatında loncalar, mahalledeki delikanlılar ile çocuklar, manevi hayatta dergah kültürü. Belki de, sosyal hayatımızdaki boşluğun, vazife bilincimizin yarım yamalak olmasının, yere atılan çöpün, tükürüğün bile nedeni belki de bu olabilir? Dr.İlber Ortaylı'nın Osmanlı Toplumunda Aile eserini daha detaylı olarak incelemek gerekli...

Yorum (5) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Fikrime dair kısa kayıtlarım...

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta

Arkadaşlarım

hulya
genco
duygusal